
Aylar birbirinin içinden yürüyebilir. Ağustosta bile Marta
gönderme vardır. Yine de gönderme mevsim mantığıyla sınırlıdır.
Günlerse bambaşka. Bir günün öbürünün önüne geçmesine izin
yok. Günün gizi hem kişiselliğimizde, hem de onun kendi kişiselliğinde.
Siz, saatleri yaşadınız. Henüz sözcük haline dönüşmemiş, ya
da bir sözcük karşılığı oluşmamış durumlar yarattınız. Tanığınızım.
Aylar ayları açıklıyor.
Saatler saatleri kum saatiyle açıklayabiliyor.
Açıklanmayan tek şey aşk : En büyük sayrılık ve en büyük
sağlık.
Günü tam gelmemiş olarak bir yanını gizleyen duygu.
Denetçi anlamaz, tarihçi atlar, terzi bir araya getiremez,
sanatçı elden kaçırır.
Kent yıkılıyor. Sokaklar uçtan uca kazılmış. Sesimiz radyasyon
içinde. Mühendisler geldiler; kedi resmini bile cetvelle çizerler. Gözlemevinde
art arda mevsimler sökülür.
Mahşerin ortalık yerinde size rastladık. Elinizi şuramıza
koydunuz.
Sürgündük. Göçebeliğin elverişli yanlarını da yitirmiş
gibiydik. Yanınızda göçmen olduk. Bir yerleşmişlik duygusu ki, hırkamız yazlık
sinemada iliklenir.
Güneş her sabah verilmiş bir söz gibi doğuyordu.
Gerçek neydi biliyor musunuz: Her şey.
Yüzyıl sonra bugün yaşayan hiçbir anne, hiçbir sevgili,
hiçbir bebek, hiçbir bıldırcın, hiçbir balina, hiçbir örümcek, hiçbir aslan,
hiçbir ceylan, hiçbir yılan varolmayacak. Ayrı bir kardeşlik kanıtı değil mi
bu? Hayat kanıtı. Birbirimizin her yönden çağdaşıyız.
Siz tebeşirle karatahtaya ne güzel yazan.
Kuzular için özel bir bölüm açmayı da hiç unutmayan.
Saatlerle yaşadınız. Düşlerinizde doğulu bir ressamın
elinden çıkmış ağırlıksız yapraklar.
Kızböceği de göründü. Gece de uçmaya başlamış.
Bakır kaptan günlük kokusu yayılır. Geceyle birlikte.
Gece de. Sen Serpin, sen Nuri, orda burada nasıl
dolaştırdınız. Benziyordunuz. Aynı kişi miydiniz?
İki din var : siyah ve beyaz. Gerisi?..