Hilal gittiğinden beri günlerin çoğu sadece birbirimizi görerek geçiyor. Cafer’in en iyi tarafı bakışları, insanın zehrini alır gibi bakıyor. Böyle bakmayı kimden öğrendn sen? dedim bir gece . Nasıl? dedi. Böyle işte, içimin acısını alır gibi bakıyorsun. Acılaştı sesi, karımdan dedi, o çok bakardı insana.
Bazı geceler konuşacağı tutuyor, kopuk kopuk hikayeler anlatıyor kendisine ve karısına dair, oradan oraya atlayarak. Bir sıra izlemiyor, anlattığı hiçbir şeyin bir başı ve sonu yok. Sözgelimi karısının da adada doğduğunu, oldum olası birbirlerini tanıdıklarını anlatırken, sözü yazlıkçılardan birinin köyün çocuklarına saldıran köpeğine getirdği oluyor ya da iskelenin henüz yapılmadığı zamanlarda geminin açıkta demirlediğine, yolcuların sandallarla adaya taşındığına. Sözleri de hayatına benziyor, gedikler var, bütünleştiremiyorum. Karısını çok mu sevmiş, yoksa hala ölümünden dolayı azap mı çekiyor anlamış değilim, sorularıma doğrudan cevap vermiyor.
Ben de lokantacıdan öğrndim hikayesini. Hilal gittikten, içimde uyanmasını beklediğim şeyin ölmüş olduğunu anladıktan sonra.
..
Cafer’in hikayesi hakkında çok şey bildiği yok aslında, ama Cafer’in hiç sçzünü etmediği şeyi o söyledi.